Ruhunuza neşe veren şeyler
Aydınlanmış bir ruha, “kendin için ne istersin” diye sorarsanız düşünmeye başlar: “ihtiyacım olan herhangi bir şey olabilir mi?” O zaten her şeye sahiptir. Aksine şöyle düşünür, “Eğer gerçekten alışverişe gitmem gerekiyorsa o zaman başkalarına olan sevgimi ifade edecek bir şeyler almalıyım.” Aydınlanmış bir ruh bir şeyi ancak ruhani değeri varsa satın alır çünkü insanoğlu tarafından yaratılmış bazı çok güzel şeyler vardır ve onlar serin Tanrısal vibrasyonlar yayar ve aydınlanmış insanları dinlendirirler. Ya da bir sanatçıyı ya da sanatsal bir şey yaratarak hayatını idare etmeye çalışan fakir birisini destekleyebilirler. Yani, yaptığı alımın altında “ben beğendim” prensibi değil, “Ruhum bundan neşe duyuyor” prensibi yatar.
Hindistan’da geleneksel olarak bayanlar “sari” giyerler. Her biri büyük güzelliğin sanatı olan bu sariler köylerde, yılda beş altı ay tarım işinden serbest olan sade kırsal insanlar tarafından yapılır. Bu şekilde tarımdan elde ettikleri geliri destekler ve hayatlarını iki işle dengeleyebilirler. Eğer onların dokumasını gerçekten yakından incelerseniz bunu nasıl yaptıkları algınızı aşar. Böyle şeyler herhangi bir Batı ülkesinde yapılamazdı. Onlar, yaşamak için bu sanata bel bağlamış olan sade ve sıradan çiftçiler tarafından yapılır. Dolayısıyla bu insanlar işlerine en iyi yeteneklerini ve en titiz dikkatlerini katarlar.
Bu el yapımı ürünler onların hayattan duydukları neşeyi yansıtır ve eğer onları nasıl takdir edeceğimizi bilirsek bize de derin bir uyum ve neşe hissi verir. Bu sade sanatçılar, Tanrı’nın etraflarında yarattığı her şeyin akıllarını aynı güzellikle beslediğini hisseder ve güzel hanımları örtüp onların görkemini yüceltecek olan bu kumaşların içine bu doğal dünya, etraflarında gördükleri çiçekler, yapraklar ve renkler girer. Onlar vücudun Tanrı tarafından yaratıldığını ve güzelliğin, insan yaratılışının görkemiyle giydirilip ortaya çıkartılması gerektiğini bilirler. Bu sade insanların işleri hakkında konuşurken onu nasıl şairane biçimde tarif ettikleri şaşırtıcıdır. Fakat bu gibi şeylerin aynı zamanda pratik ve işlevsel değeri de vardır. Güzel, el yapımı giysilerin kalitesi daha fazladır ve dolayısıyla onlar daha uzun ömürlüdür. Aynı zamanda böyle giysilerin hem dokuması hem de görünüşü insan bedeni için son derece alımlı ve hoştur. Mesela hem yazın hem kışın pamuk ve ipek giymek, vücuda tutunan ve yapışkan, sağlıksız bir his yaratan polyester ve viskozdan daha rahattır.
Doğal maddelerden yapılmış el yapımı giysileri elde etmek kolaydır ve onlar son derece ekonomiktir. Yerine sık sık yenisini almak gerekmez ve onlar ancak uzun süre sonra aşınırlar. Aslında, eğer sari giyerseniz terziye para harcamanıza gerek kalmaz. Sari çok güzel ve asil bir elbise olarak çok hızlıca düzenlenebilen sade bir kumaş parçasıdır ve farklı amaçlar için de kullanılabilir. Eskidiğinde onu havlu olarak kullanabilirsiniz. Mobilyaları örtmek, duvarları süslemek ya da odaları bölmek için kullanılabilir. Hindistan’da sarileri dışarıda güneşten korunmak amacıyla serin tenteler yapmak için kullanırlar. Dolayısıyla, insan eli tarafından yapılan kumaşın kalitesi o kadar güzel ve pratiktir ki onda Tanrısal bir özellik var diyebiliriz. Fakat ne yazık ki bu sarilerin ellerde yapıldığı ülkelerde yaşayan insanların kendileri medya yoluyla Batılı girişimcilerin fikirleriyle besleniyorlar ve topluca üretilmiş naylon sarilerin daha iyi olduğunu düşünmeye başladılar – çünkü iki güzel pamuk sari yerine onlardan on taneye sahip olabilirsiniz. Bu şekilde Hindistan gibi gelişmekte olan ülkeler bile maalesef, çok değerli ve güzel olan az sayıda eşyaya sahip olmaktansa değersiz olan pek çok şeye sahip olmanın iyi bir şey olduğuna dair yıkıcı fikirle zehirleniyorlar. Bunun sakıncası da, eğer dikkatli olmazsak ve el yapımı şeylerden kitlesel üretimle gelen eşyalar uğruna vazgeçersek o zaman bu güzelim sarileri yaratan o sanatçıların nesli tükenecek ve yaratıcılıkları sonsuza kadar ortadan kaybolacak.
Modernizmle beraber, evlerimizin dekoru ve giysilerimizde düz çizgiler ve kaba tezatlardan oluşan statik formlar yarattık ve onlara “basit”, “düzgün” ya da “dürüst” sıfatlarını yakıştırdık. Fakat aslında yaratılmış olan bütün o şeyler o kadar tekdüze, o kadar süssüz ki…
Kişinin, elişi ve mobilya yaratabileceği maddelerin çeşitliliğiyle herhangi bir makine rekabet edemez. Kişi cam, kil, sandalağacı, fildişi, denizkabukları, Hindistan cevizi, ahşap, yün, pamuk, pirinç, gümüş ve altın gibi pek çok farklı şey kullanabilir. Pek çok farklı madde kullanılabilir. Dahası, ekolojik bir “yan ürün” de vardır. Bu eşyalar el yapımı oldukları için Toprak Anne’den çok fazla madde tüketmezler. Bireysel insan emeği işe dahil olduğundan doğal bir kısıtlama uygulanmaktadır ve bu da çok fazla hammadde ve insan gücünün kullanılmasını sınırlar. Dahası, sanatçının elleri ozon tabakasında delikler açmak için duman çıkartmaz, ki ozon tabakası bizim için enerjinin idareli kullanılması ve korunmamız için hayati bir kaynaktır. Tüm bunların tek sıkıntısı şu: sonunda elinizde fazla sayıda güzel eşya olabilir. Eğer bütün bu güzel şeylere iyi bakıp onlara evinizde hem kendinizi hem de sizi görmeye gelenleri güzelleştirip daha uyumlu hale getirecek şekilde düzgün bir yer verebilirseniz bu çok güzel bir şeydir. Dahası, eğer kullanamayacağınız el yapımı bir şey satın aldıysanız onu takdir edecek bir başkasına verebilir ve böylece toplu olarak plastikten üretilmiş herhangi bir hediyeden daha fazla neşe duyarsınız çünkü bu çok tatmin edicidir, doğal biçimde benzersizdir ve kendi içinde çok güzeldir.
Pek çok şeyin mutsuzluk, hastalık ve ölüme yol açtığı ve bunun yayılmasına engel olmak için bir şeyler yapmamız gerektiği son derece aşikar. Sorun şu ki yasama ve hatta eğitim çok az şey başarabilir. İnsanların sadece nerede duracaklarını bilmeleri lazım. Fakat bu kontrol, zorlama içeriden gelmeli. Bu, ruhani bir uyanışınızın olması gerektiği anlamına gelir. Ruhun dikkatinize gelmesi gerekir. Aydınlanmış ruh olan bir kimse onu aşırı uçlara götüren hiçbir şeyden hoşlanmaz. Aydınlanmış ruh aslında kişiliği dengede olan insandır. Ortadadır çünkü dikkati ne zaman dengeden çıksa ruhunun ışığıyla tekrar orta yola geri gelir. Böyle bir kişinin ayakları Toprak Anne’ye basar. Böyle bir kişi doğası itibariyle son derece pratik, pragmatik, bilge ve bağımsız olmalıdır. Böyle bir kişi bir şeyler seçerek zaman kaybetmez. Elde ne varsa kişi ondan nasıl neşe duyulacağını bilir.
Shri Mataji'den alıntılar
|